6 Haziran 2018 Çarşamba

Sisterhood



Günaydın dünya! Bahar bitti, yaz geldi bile. Küçük şeyler, büyük şeyler bir bir geçiyor.

Tıpkı hayatımız gibi, şimdiki anlar hatıralara dönüşüyor.

Bu şarkıya ilk rastladığım anın da bir hatırası olsun isterim, burada dursun bugünü hatırlayayım.

Klibi ile adeta bir sisterhood şarkısı. Bugünün şahanesi Melike Şahin' den 'Sevmek Suçsa Suçluyum'  

(Bir de blogu hala okuyan var mı acaba ? Kendi kendime yazıyorum bence :) sağlık olsun.)

( Şarkı için buraya onlarca, yüzlerce kalp ve çiçek konduruyorum )




 

23 Nisan 2018 Pazartesi

Bahar Ya da Başka Şeyler


Zamanın hızına ulaşamamak ne tuhaf (olması gereken budur belki de kimbilir.) Eskiden blog yazmak ne kadar populerdı. Şimdilerde çok farklı platformlardan ilerliyor insanlar; instagram, youtube .. Oysa bloglar hala guzel, kitaplar, şarkılar, filmler hala guzel.

Neyse kafamın içinde dönup duran bir şarkı var. Film müzikleri hayatımda çok yer kaplıyor, ne guzel.. Fakat ingilizce klavye ve  13'' bir notebook ile yazı yazmaya çalışmak tam bir iskence.

Film 'Call Me by Your Name' .  80 ler İtalya'sında geciyor ve gorselligi adeta Monet tabloları gıbı, muzikleri ise harika. Tam bir ergen gibi filmin ne anlattıgından bıhaber olarak Armie Hammer oynuyor diye seyrettim itiraf etmek zorundayım evet sebep buydu: Armie Hammer.

Film bir queer sinema orneği aynı zamanda kitap uyarlaması. Konusundan, anlattıgından, anlatmadığından, her şeyden bağımsız olarak filmin ismine, goruntulerıne, müziklerine takıldım. Filmde yahudilik çok baskın, sanırım bununla alakalı olarak aklıma tevrat ta geçen Yakup peygamberin Tanrı ile karşılaşıp onu yenmesını anlatan o meshur hikaye geldi, bu hikayede birinin ismini bilmenin karşı tarafa verdiği gücü anlatan bir bölüm vardı (Tanrı bu yüzden ismini Yakup a soylemiyordu), karşılaşmalarının ve sonrasındaki olayların ardından Tanrı Yakup a İsrail adını takar ama kendi ismini Yakup a söylemez. Hikayenin  ozetini burada yazmışlar (daha cıddı bır kaynak aramaya usendim fakat bulunabilir, ben hikayeyi derste ogrenmistim) serbest cagrışımda çığır açmış olabilirim fakat aklıma ilk bu geldi.

Film muziginden nerelere geldik, Sufjan Stevens harikası müzik işte tam burada:




Bir şarkısı daha var ki o da muhteşem 

Anlatacaklarım bu kadar, sahi artık blog okuyan kaldı mı ?



 

10 Aralık 2017 Pazar

Forever For Now




Çamaşırları yıkadım, ütüyü bitirdim. Spor ayakkabıları dolaptan çıkardım. Buraya kadar gayet iyiydim ama sonra her şey için üşendim, pes ettim.

Şimdi müzik dinliyorum. Fakat öyle güzel ki dinlemelere doyamıyorum. Alt katta yine kavga var, ben de endişelenmeye devam ediyorum; onlar için, kendim için, sevdiklerim için, sevmediklerim için, dünyanın hali için endişelenmeye devam ediyorum.  Çünkü hayat çoğu zaman -siz de iyi bilirsiniz ki- endişeden ibaret.

Sabancı muzesindeki Ai Weiwei  sergisine gittim ve evet üşenmeseydim belki uzun uzun anlatırdım ama evet üsengeclik! Tam anlamıyla provokatif bir sergi, sevsem mı kızsam mı bilemedim ama kesinlikle gidip görmeye değer.

Bu aralar Şakirpaşa ailesine merak sardım, iki guzel kitap okudum. İkisi de Şirin Devrim in kitabı: ilki  Şakir Paşa Ailesi diğeri de Şirin. Kitapların yeni baskısı yok ama çare elbette  Nadir Kitap .

Son zamanlarda pek guzel bir film izlemedim galiba, o konuda ben de çok kırgınım sinema sektorune (esprı yapamamak evet esprı yapamadı bu bahsı gecelim bence)

Neyse ben artık gıdeyım de gönül rahatlığıyla pazartesı depresyonuma kavuşayım, bir sağa bir sola dönüp mümkün değil uyuyamıyayım. Planlarım! bu yönde.

Ben her ne kadar adeta genç Bob Dylan modunda takılan Laura Pergolizzi (agbi gorunumlu) ablamızı dınlemekten sarhos olmuşsam da sıradakı şarkıyı pazartesi şerefine sıze armağan etmek isterim.

Bu işi de tamamladığımıza göre ben kendime, ben şarkıma dönebilirim:




Unutma, eski günleri hatırladığın kadar yenilerini de umut etmen gerek.

 Görüşene kadar dikkat et dünyaya..