3 Mayıs 2017 Çarşamba

Mayıs



Eskiden yazarken hissettiğim şeyi özlüyorum. Çok yazdığımdan ya da güzel yazdığımdan değil. Kafamda olayları, kelimeleri, sesleri sıraya koyup yazmayı, sonra o sırayı bozmayı ve tekrar tekrar yazmayı. Yazarken de hep kalbimden ve düşüncelerimden sızan o şarkıyı dinlemeyi seviyorum. O şarkı dediysem o günlerde her ne dinliyorsam, o günlerde dinleyip içime kanat sesleri bırakan her neyse. Değişen ve devam eden bir şarkı.

Sonra şikayet ettiğim şeyler hep aynı. İş, hayat, cesaretsizliğim. Belki de cesareti seçmeyişim. Kendimi cesaretsiz gibi hissetmiyorum çünkü. Cesaretin sırası daha gelmedi diyorum, kendi kendime mırıldanıyorum. O şiirdeki gibi geniş zamanlar umuyorum kendime. Oysa o şiiri okuduğum ilk gün de bildiğim gibi geniş zamanlar asla olmaz.

Durup kendime yeni hayaller de kurmuyorum artık. Hayallerime yeni yollar, yeni imkanlar bulmak istiyorum. Mesela çok uzaklara, başkalarının istemediği kadar uzaklara gitmek. Ben bunları kendime anlatırken kafamın içindeki seslerden biri diğer sesleri bastırıp korkularımı anlatıyor bana. Bazen o kadar sesin içinde başka bir ses korkman sorun değil yapabilirsin diyor. Seslerin ortasına bir umut, kalbime çiçekler bırakıyor.

Nefes almadan okuduğum kitapları, dinlediğim müzikleri özlüyorum. Güzel bir resme bakarken tanrısal, kutsal bir şeyi seyrettiğimi anladığım zamanları özlüyorum. Çünkü artık herşey aynıymış gibi geliyor, dünyanın en güzel resmine baksam da aynıymış gibi.

Belki de ofiste çalışırken öğle yemeğini atlayıp bunları yazdığım için böyle oluyor. Geniş zamanları, güzel kelimeleri hiç bulamadığım için. Belki de bir Mayıs günü doğduğum için, her yıl benzer muhasebeler yaşadığım için böyle.

Bilmiyorum.

Sadece yeniden geldiğin için, çiçek kokularını kalbime misafir ettiğin, kuş seslerini o hiç bitmeyen kaygılarımın arasına bıraktığın için, gülümsemeler getirdiğin için teşekkür ederim Mayıs.

Hoşgeldin, iyi ki geldin.






Hiç yorum yok: